Sigorta Acenteleri Derneği’nin düzenlediği panelde Türkiye’nin deprem gerçeği ve Zorunlu Deprem Sigortası’nın gelişimi konuşuldu.
Milli Reasürans T.A.Ş. konferans salonunda gerçekleşen "Geleceğe Daha Umutla Bakabiliriz" panelini, Sigortacılık Genel Müdürü Dr. Ahmet Genç yönetti. DASK kurumunun desteğiyle gerçekleşen toplantının konuşmacıları;Türkiye Sigorta ve Reasürans Şirketleri Birliği (TSRŞB) Başkanı Mustafa Su,Yıldız Teknik Üniversitesi Doğa Bilimleri Araştırma Merkezi Başkanı Prof. Dr. Şükrü Ersoy,DASK Yönetim Kurulu Üyesi Okan Utkueri, Beşiktaş Belediyesi İmar Komisyonu Başkanı Bülent Tatar, Şişli Belediyesi Afet Yönetim Birim Müdürü Esra Bozyazı Daylan oldu.
SAB Yönetim Kurulu Başkanı Ayşe Kılıç, açılış konuşmasında şunları söyledi:
Türkiye, jeolojik, topografik yapısı ve iklim özellikleriyle büyük kayıplara yol açan doğal afetlerle sık karşılaşan ülkelerin başında gelmektedir. Doğal afetlerin son 70 yıl içerisinde yol açtığı yapısal hasar istatistiklerine baktığımızda, bu tür hasarların 2/3 sinin deprem nedeniyle meydana geldiği görülmektedir. Boğaziçi Üniversitesinin yapmış olduğu araştırmada olası Marmara denizi depreminde 40.000 civarında binanın tamamen yıkılacağı, 80.000 civarında binanın ağır hasar göreceği ve 700.000 civarındaki hane halkının konut gereksinmesi doğacağı, ekonomik kayıpların 11.250.000.000 Amerikan dolarını bulacağı tahmin edilmektedir. Bu tahminlere altyapı, ulaşım, hizmet ve üretim sektörlerindeki ekonomik kayıplar da eklendiği zaman olası tehlikenin boyutu ortaya çıkmaktadır. Bütün bu kayıpların en başında ise insan varlıklarımız gelmektedir.
Sonuç olarak ortaya çıkan tablo deprem sonrası harcamalar ülke ekonomisine büyük yük getirmektedir. Sigortacılık sistemi, afetin gerçekleşmesi durumunda ortaya çıkan toplumsal ve ekonomik kayıpların telafisinde kullanılabilecek en etkin yollardan birisidir. Afet zararlarının giderilmesinde sigortacılık sisteminin kullanılması durumunda, sigortacılık tekniği gereğince riskin tüm dünya ülkeleri ile paylaşılması nedeniyle, ülke ekonomisi üzerindeki baskı hafiflemektedir. Bu nedenle afet ile mücadelede sigortacılığın Türkiye geneline yaygınlaştırılması zorunluluktur dedi.
1999 Kocaeli ve Düzce depreminin ardından 2000 yılında 587 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Doğal Afet Sigortaları Kurumu kurulmuş, belediye ve mücavir alan sınırları içinde kalan konutlar için deprem sigortası yaptırma zorunluluğu getirilmiştir. Başlangıcında bu sigortayı yaptırmayan mülk sahiplerinin binalarının depremde hasar görmesi halinde afetler kanunu gereğince hak sahibi olmaları ortadan kaldırılmaktaydı ancak daha sonra yapılan düzenlemelerle zorunlu deprem sigortası yaptırmayan mülk sahiplerine de afetler kanununun öngördüğü koşullarda konut yaptırılma esası getirilmiş ve KHK’nin amacı ortadan kaldırılmıştır. KHK’nin kanun haline getirilmesi ve eksikliklerinin giderilmesi için hazırlanmış olan yasa tasarısı uzun süredir TBMM’ de beklemektedir.
Hal böyle iken adı sadece adı zorunlu olan DASK poliçe oranlarına Türkiye genelinde bakacak olursak, TSRŞB verilerine dayanarak 2011 eylül sonu itibariyle 15 milyon civarında konut olduğu tahmin (Devlet İstatistik Enstitüsü) edilen ülkemizde 2.702.355 adet DASK poliçesi üretildiğini görüyoruz. Yine TSRŞB verilerinden tahmin ettiğimiz orana göre bu poliçelerin %65 civarı sigorta acenteleri tarafından üretilmiştir. Kaçak yapılaşmanın %35 civarında olduğu tahmin edilen ülkemizde halen 7.800.000 civarında olduğunu düşündüğümüz nitelikli konuttan sadece 2.700.000 adedinin DASK poliçesi bulunmaktadır.
Van depreminden sonra yapılan açıklamalarda DASK poliçe oranının %7.5 olması içler acısıdır diyen Ayşe Kılıç ,Zorunlu Deprem Sigortalarının gelişimi ile ilgili SAB önerilerini:
• Hazine Müsteşarlığının yayınlamış olduğu stratejik eylem planlarında ‘DASK’ kurumunun tanıtılması ile ilgili projenin kabulü,
• Halen TBBM’de bekleyen yasa taslağının kabulü,
• Zorunlu Deprem Sigortalarında kapsam dışında olan kamuya ait mesken olarak kullanılan konutların kapsam içine alınması,
• 587 Sayılı KHK’de yer aldığı şekliyle devlet otoritelerinin sigortalı olmanın önceliğini ortaya koyması,
• Sigorta acenteleri tarafından pazarlanmasını kolaylaştırmak amacıyla zorunlu ve isteğe bağlı konut poliçesinin birleştirilmesi,
• Tapu müdürlüklerinin yakınında konuçlanan poliçe kesme yetkisi olmayan kişilere denetimin ve yaptırımların uygulanması,
• İsteğe bağlı konut poliçelerinin BSMV’den muaf tutulması.
• 2464 Sayılı Belediye Gelirleri Kanununda yer alan YSV’nin kaldırılması,
• Konut sigortalarının zorunlu hale gelmesi durumunda (tarım sigortaları, hekim sorumluluk sigortaları örneğinden) devlet desteğinin sağlanması olarak sıraladı.
Kılıç,“Afet yönetimi bir bütündür ve sistemin zarar azaltma, hazırlık, müdahale ve iyileştirme olarak özetlenen tüm aşamaları hem merkezi hem de yerel düzeylerde yeniden yapılandırılmalıdır. Afet yönetiminde kurumsal yapılanma, her afet sonrasında yeni bir kurum kurma, kurumları bir araya getirme, görev yetki ve sorumlulukları dağıtma veya merkezde toplama hiç değildir.
Gerçekçi ve kalıcı bir kurumsal yapılanma; merkezi ve yerel yönetimlerde bir farkındalık, bir değişim. Bir risk azaltma kültürü oluşturma sürecidir. Bu nedenle de uzun vadeli ve sürdürülebilir olmalıdır.” Sözleriyle konuşmasını tamamladı ve panele geçildi.
Sigortacılık Genel Müdürü Ahmet Genç, Marmara Depreminden sonra pek çok çalışma yapıldığını ancak deprem konusunda artık eyleme geçmek gerektiğini açıkladı.
Genç, bu eylemlerin sigorta ayağında ülkemizde yapılan doğru işlerden birinin zorunlu deprem sigortasının tesis edilmesi olduğunu kaydetti. DASK modelinin pek çok ülke tarafından örnek alınmaya devam edildiğini ifade etti ve bilimsel açıdan deprem riskini anlatması için sözü Prof. Dr. Şükrü Ersoy’ a bıraktı.
Yıldız Teknik Üniversitesi Doğa Bilimleri Araştırma Merkezi Başkanı Prof. Dr. Şükrü Ersoy konuşmasının ilk bölümünde depremlerin oluşumu ve türleri hakkında bilimsel açıklamalarda bulundu ve uzmanların Türkiye genelinde uzun yıllardan beri araştırmalar yaptığını, olası depremlerle ilgili periyotları yetkililer ve kamuoyu ile paylaştıklarını ifade etti.
Sigorta konusunun çok önemli olduğunu, özellikle deprem sonrasında ekonomik yıkımın önüne geçebilecek en önemli faktör olduğunu belirtti.
Ersoy, Van’da artçı depremlerin bir yıl boyunca devam edebileceğine ve bunların bir kısmının 6 şiddetini bulabileceğine dair uyarıda bulundukları uyarılarının ardından ikinci depremin geldiğini söyledi.
Deprem öncesi hazırlıkların yapılmasında en önemli kurumların başında belediyeler gelmektedir, belediyelere ihtiyaçları olan yetkilerin ve sorumlulukların biran önce verilmesi gerektiğini belirtti.
Paneli yöneticisi Ahmet Genç, belediyelerin neler yaptıklarını anlatması için sözü Şişli Belediyesi temsilcisi Dr. Esra Bozyazı Daylan ve Beşiktaş Belediyesi İmar Komisyonu Başkanı Bülent Tatar’a bıraktı.
Şişli Belediyesi Afet Yönetim Birim Müdürü Esra Bozyazı Daylan, Şişli Belediyesinin çalışmalarını anlattığı sunusunda, yerleşime uygunluk ve afet yardımı haritaları oluşturduklarını söyledi.
Acil müdahale ekiplerinin eğitiminin dışında; bölge halkına yaptıkları bilgilendirme, bilinçlendirme, tatbikat gibi çalışmalarına devam ettiklerini ifade etti.
Beşiktaş Belediyesi İmar Komisyonu Başkanı Bülent Tatar “Toplanma meydanları imara açılmamalı” diyerek meydanların ve kamu binalarının afet durumunda sığınılmak için kullanılması gerektiğini vurguladı.
Van’da ilk çökenlerin kamu kurumları olduğunu ifade eden Tatar, kamu kuruluşlarında yeniden yapılanmanın hayata geçirilmesinin, yeşil alanların deprem sonrası toplanma alanları olarak korunması ve düzenlenmesi gerektiğini belirtti.
DASK Yönetim Kurulu Üyesi Okan Utkueri yaptığı sunuda, DASK kurumunun kuruluşundan bu yana gelişimini ve zorunlu deprem sigortasının hayata geçmiş olmasının büyük başarı olduğunu söyleyerek kurumun olası bir deprem sonrasında yaklaşık 6 milyar TL düzeyinde tazminat ödeme kapasitesi olduğunu ve hali hazırda yaşayan 3.500.000 adet DASK poliçesi olduğunu söyledi.
DASK poliçelerinin pazarlama ve satışının sosyal sorumluluk olarak görülmesinin önemini vurgulayan Utkueri, “Tek başına hiçbir kurumun böyle bir süreçte başarı göstermesi mümkün değil. Ciddi bir strateji, koordinasyon ve paylaşım gerekli.”dedi.
TSRŞB Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Su konuşmasında, sigorta sektörü bu güne kadar afetler sonrasında tazminatların süratle ödenmesi ile ilgili en iyi sınavı veren sektörlerin başında gelmektedir. Buna rağmen ‘devletin en üst yetkililerinden teşvik yerine istemediğimiz sıfatlarla anılmaya layık görülmek bizi üzmüştür yanlış anlaşıldıysak düzeltmek bizim görevimiz diye düşünerek randevu talep ettik fakat henüz talebimize yanıt alamadık’ şeklinde konuştu.
Su, konuşmasında Afet Sigortaları Kanunu’nun hemen çıkarılması ve DASK poliçesini yaptırmayanlarla ilgili yaptırım uygulanması gerektiğini söyledi.
Konuşmaların bitiminde Dr.Ahmet Genç Yönetiminde gerçekleştirilen soru-cevap bölümünün ardından panelistlere plaketleri törenle takdim edildi. Plaket töreninin ardından kokteyle geçilerek panel sonlandırıldı.
